Aşkın Psikoloji Üstündeki Negatif Etkileri!

Aşk nedir? İnsan hayatındaki önemi nedir? Neye aşk denir? Aşk, sevgi ve takıntı farklı mıdır? Bu sorular, sanattan edebiyata, birçok alanda insanların yüzlerce yıldır cevap aradığı sorulardır. Birçok insan, aşkı insan yaşamının zirve noktası kabul eder. Bazıları için aşk ile mutluluk birbirine eşittir. Ancak aşk insanı her zaman mutlu mu eder? Bu sorunun cevabı psikolojimiz söz konusu olduğunda maalesef romantik ilişkiler, kişi üzerinde oldukça negatif etkiler bırakabileceği yönündedir.

 

Bu negatif etkilere geçmeden önce, romantik ilişkilerin pozitif yönlerinden bahsetmek ve hakkını vermek gerekir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre, aşık olmanın ve romantik ilişkilerin birçok nöropsikolojik faydası vardır. Aşk ve sevgi, acıyı ve ağrıları azaltır, kan basıncını düşürür, stresi aşmanıza yardımcı olur. vücudun iyi kimyasallar salgılamasına yarayarak, başta kardiyovasküler sistem olmak üzere, genel olarak sağlığınıza iyi yönde etki eder.

 

Ancak aşk, fiziksel ve zihinsel sağlığımız üzerinde her zaman bu olumlu etkileri yaratmaz. Haydi gelin, aşkın zararları ya da diğer deyişle aşkın negatif etkilerine yakından bakalım.

 

Stres Hormonu

Aşk beynimizde birçok kimyasalı harekete geçirir. Bu hareketlilik sonucu, bazı hormonlar açığa çıkar ve nörotransmitter davranışlar gösterir. Özellikle aşkın ilk dönemlerinde, duyguların şiddetli olduğu zamanlarda, bu hormonlar bizi sakinleştirir.  Cinsel birliktelik ya da tensel temas ile ortaya çıkan, oksitosin hormonu aşk hormonu olarak da anılır. Bilimsel araştırmalar, oksitosinin stres ve kaygı seviyesini düşürdüğünü gösterir. Ancak oksitosin seviyesi, ilişkinin birinci yılından sonra belirgin bir artış gösterir.

 

Peki, ilişkinin yeni başladığı ve duyguların en yoğun yaşandığı o dönemlerde neler yaşanmaktadır? Yapılan çalışmalara göre, son 6 ayda aşık olan kişilerin kortizol adı verilen stres hormonun yükseldiği gözlenmiştir. Aynı deneklerin kortizol seviyesi bir sene sonra ölçüldüğünde, sonuçların normale döndüğü gözlenmiştir.

 

Yapılan bu çalışmaya göre, aşkın ilk 6 ayında kişilerin kortizol seviyesi artmaktadır. Kortizol seviyesinin fazla yükselmesi, bağışıklık sistemine zarar verir. Kişi, hipertansiyon, tip 2 diyabet gibi sıkıntılar yaşamanın yanı sıra, beyin fonksiyonlara, hafızaya zarar verebilir.

 

Delicesine Aşık Olmak: Limerence

Psikolog Dorothy Tennov, limerence adı verdiği kavramla, delicesine aşık olma durumunu ve insan üzerindeki etkilerini dile getirir. Kitabında, limerence kavramını, istem dışı bir şekilde, fazlasıyla yoğun ve yıkıcı bir tutku ile kişinin bir başkasına takıntılı ve duygusal anlamda bağımlı olması olarak açıklar. Tennov’a göre limerencenin belirtileri;

– Tutku duyduğu kişi hakkında istenmeyen düşünceler

– Karşılık görme arzusu

– Sevdiği kişiden karşılık alabileceği olasılığıyla her hareketinde ona bağımlı olmak,

– Bir kişi dışında kimseye tutku duymamak,

– Reddedilmeye karşı aşırı korku duymak,

– Sevdiği kişi ile birlikte olduğunda utangaçlaşmak,

– Duygular yoğunlaştıkça, bu duyguları hazmetmekte zorlanmak,

– Kalp bölgesinde ağrı ve acı duymak,

– Sevdiği kişi yakınlarındayken havada yürüyormuş gibi hissetmek,

– Sevdiği kişiye fazla yoğunlaştığı için diğer şeylere konsantre olamamak,

– Sevdiği kişinin hayran olunacak özelliklerini görürken negatif yönlerini görememek olarak sıralanır.

 

Peki limerence yani delicesine aşık olmak sağlığa zararlı mıdır? Delicesine aşık olmak özellikle tutum ve davranışlarla ortaya çıkan negatif etkilere neden olur. İstenerek yapılan kazalar, intihar girişimleri, boşanma, cinayet gibi birçok davranışı tetikleyebilir.

 

Aşk Bağımlılığı

Yapılan çalışmalar, aşk ve romantik ilişkilerin dopamin salgılanmasını sağladığını ortaya koymaktadır. Bu da kişinin haz aldığı şeylerle meşgul olduğunda ortaya çıkan bir hormondur. Bağımlılık yaratan maddelerde ve aktivitelerde beyinde çalışan ödül mekanizması, aşk söz konusu olduğunda da çalışır. Yapılan bir çalışmada, sevdikleri kişinin reddetmesinin kişinin beyin aktivitelerinde, kokain bağımlılığına benzerlikler bulunmuştur. Bu da aşk ve reddedilme söz konusu olduğunda, kişilerin obsesif davranışlarına, riskli davranışlarına, kendini kontrol edememesine ve duygusal bağımlılığına açıklama getirebilir.